23 Nisan 2011 Cumartesi
10 Milyonun Var Mı?
Bir ilişkiden yeni çıkmıştı ve bir yenisine hazır değildi. ''Bugün ne yiyeceğiz?'' cümlesi kadar olmasa da bu sıklıkla duyulan bir kalıptı ama kalbimin atışına engel olamıyor ve yine de bir umuttur diye elimi tutup, ''T. tamam!'' diyeceği günü bekliyordum.
Ben bekleyedurayım o hayatına devam ediyor, yaşadığım acılardan habersiz gününü gün ediyordu. Ama arada da beni ihmal etmiyordu. Ona dokunmak ve sevgi sözcükleri söylemek dışında sevgilim gibi davranıyordum B.'ye. Peki o bana? Yakın ama istediği an bir cümleyle uzaklaştırabileceği bir arkadaş gibi görüyordu sanırım beni.
İşte günler böyle anlamsızca geçerken ve ben onun öylesine söylediğini bildiğim ''Canım'' kelimesine binbir anlam yüklerken telefonumda beliren zarfa baktım. Garanti, Turkcell, Avea dışında bana mesaj gönderecek tek kişi B.'ydi ve bu olasılık beni sevindiriyordu. ''Günaydın mesajım bugün gelmedi.'' cümlesinin ardından iki nokta ve hayata küsmüş bir ağız gördüm. İlk önce mesaja geç cevap vermeyi düşündüysem de soğuk bir mesajla ilgiyi üzerime çekme yönünde bir karar aldım. Beni tüm bu gereksiz ayrıntılarla uğraştırdığı için ona daha fazla kızarken kapı çaldı. Hayatta sevmediğim ikinci ses telefon sesiyken birincisi kapı sesiydi. En kısa sürede bu kuşu hayatımdan çıkarmalı ve komşularımın, ''7 numaranın zili bozuk, boşuna çalmayın.'' dediği adam olmalıydım.
Kapıyı açıp açmamakta kararsız kalırken, S.'nin öksürüğünü duydum. Bu sesi duymamın kapıya yaklaşmamla bir ilgisi yoktu zira S. bir ayıyı bile ürkütebilecek bir öksürüğe sahipti. Aslında onunla birlikte B. ile buluşmalı, S.'nin öksürmesini sağlamalı ve B.'ye dönüp, ''Bak böyle bir adam mı istiyorsun hayatında?'' demeliydim. S.'nin kurduğu ilk cümlenin, ''Abi 10 milyonun var mı, bende hiç para kalmamış.'' olması beni şaşırtmadı. Hala liraya geçememişti pezevenk. Elimi şortumun cebine attım, 5 lira çıktı. S.'nin para birimine göre 5 milyon olan kağıt parçasını ona doğru uzattım. Paranın eline geçmesiyle birlikte, buluştuktan sonra ayrılan bir çiftin az seven tarafının yaptığı gibi yüzünü bana çevirmeden hemen çekip gitti.
B.'den gelecek mesajı bir an önce görebilmek için cebime koyduğum telefon bir türlü titremiyor, sevecen bir şekilde atılmış olan ilk mesajın arkası gelmiyordu. Bir de üstüne sabah sabah S.'yi görmüş, can sıkıntım daha da artmıştı. Acıkma duygusunu unutalı yıllar olmuş biri olarak nedense B.'ye duygularım olduğu gibi duruyordu. Sadece aklıma geldiğinde yemek yiyen ben onu aklımdan çıkaramıyordum. Kafamda bunlarla boğuşurken cebimdeki titreme yüzümde aptal bir gülümsemeye neden oldu. Aradan 2 ay geçtikten sonra üzülen tarafın her zamanki gibi ben olacağımı bile bile bu mesaja sevinmem net olarak bir aptalıktı. Ama çare yoktu. Hep mutsuz olmaktansa kısa bir süre mutlu dolaşmak da karlı bir iş sayılabilirdi. B.'yi buluşmaya ikna ettiğim gecenin öncesinde saatlerce benim ne kadar iyi bir insan olduğumdan ancak iyi olmanın her şeye yetmediğinden ve aslında onun benimle beraber olmayı ne kadar istediğinden bahsettik. Gerçekten de; tarih, mutsuzluktan ibaretti! Daha önce defalarca konuştuğumuz konuları tıpkı okullarda gereksiz bilgileri ezberleyen öğrenciler misali defalarca tekrarlıyor, lakin sınavda tökezleyen çocuklar gibi biz de bir sonuca ulaşamıyorduk.
Sonunda B. küçük bir oyun oynamamızı ve bunun sonucunda bir türlü şekle girmeyen ilişkimizi şekillendirebileceğimizi söyledi. 1 hafta konuşmayacaktık. Devamında buluşacak ve ben buluşmanın herhangi bir anında onun elini tutacaktım. Eğer elini çekmezse sevgili, çekerse - o ne kadar kabullenmese de - düşman olacaktık.
Kimi zaman su gibi geçen zaman kaplumbağaları kıskanırcasına yavaş davranıyor ve 7 gün, 168 saat bitmek bilmiyordu. Eski Tarkan filmlerinden birinin başında dediği gibi, ''Günler günleri kovaladı.'' ve final zamanı geldi. Benimle iyi vakit geçiriyordu. Gülüyordu. Sinemada beğenmediğimiz artistten iyi rol yapmıyorsa eğer yanımda sıkılmıyordu. 24 saatte uyku dışında konuşmadığımız zaman dilimi çok azdı. Ama yine de bir şeyler eksikti. Olsundu. Sabırla koruk helva olmuyor muydu?
Onu karşıdan gördüğümde hayal ettiğim ilk şey yanıma geldiğinde elimi tutmasıydı. B. eğer onunla tanıştığımızdan beri yaptığım sürprizlerden kendine bir pay çıkarmışsa bir hareketiyle tüm sürprizlerime karşılık verebilirdi. Ama olmadı. Yedik, içtik, yürüdük, güldük, kızdık, bağırdık, banka kuyruğuna girdik, sustuk, konuştuk. Sonra sinemada büyük an geldi. Elimi eline yaklaştırırken kalbimin atışına engel olamıyor; o her şeye neden olan küçük organın sesini duyup benden uzaklaşmasından korkuyordum. Önce her buluşmamızda farklı bir oje sürdüğü tırnaklarının ucuna, sonra parmağına, son olarak da elinin üstüne dokundum. Tepki yoktu. Az önce gevezelik yapan, gülen, konuşan, kahkahalar atan iki kişi savaş baltalarını çıkarmaya başlamıştı. B. elimi tutmadığı için mi film anlamsızlaşmıştı yoksa film zaten mi anlamsızdı? Farketmezdi.
Sinemanın çıkışında dolmuşa binmek için yürüyeceğimiz yol tıpkı geçmeyen bir hafta gibi bitmek bilmiyordu. Sanki yolda değil koşu bandında yürüyorduk. Sessizlik en büyük bıçak darbesiydi. Aşk tarifi nedir bilmem ama aşk acısı dedikleri şey işte buydu. Bir bıçak saplanır, sonra bir daha, bir daha.
Anlamsızlaşmaya başlayan yol bittikten sonra kısa bir veda konuşması yapıp eve dönmek için canımı sıkacak elele çiftleri göreceğim otobüse bindim. Az önce rakı masasından kalkmış gibi hissediyordum kendimi. Evde devam edebilirdim. Odama girdiğimde yolda B. ile olan sessizliğimize benzer bir duygu hissettim. O anda kapı çaldı. B.'den mesaj geldiğinde dünyanın yarısında sahipmiş gibi sevinen ben ilk kez kapı sesine gülmseyerek karşılık verdim. B. yapmadığı bir sürprizi yapacak, filmler gerçek olacak, kapı açılacak ve B. bana sarılacaktı. Dişlerimde az önce yediğim çikolatadan eser var mı diye aynaya baktıktan sonra kapıya koştum. Açar açmaz S.'nin öksürüğünün arasında, ''Abi, 10 milyonun var mı?'' cümlesini duydum; sustum.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

"s." ye ben de küfürler hazırladım hikaye sonunda:)
YanıtlaSilS. gibiler ömür törpüsü. =)
YanıtlaSil