5 Nisan 2011 Salı

Telefon



D.'nin telefonunun kapalı olduğunu duyduğumda ben de kendimi dış dünyaya kapatmaya karar vermiştim. Madem ben ona ulaşamıyordum, kimse de bana ulaşamasındı. Aslında bana ulaşmaya çalışan da yoktu ya neyse. Diş ağrısına ilaçlar dışında en iyi gelen şeyin beklenmedik anda gelen mutlu bir haber olduğunu duymuştum. Zaten beklediğiniz zaman iyi bir şey olmazdı bu hayatta. Hayata bir süreliğine boş verip banyoya doğru yürüdüm. Soğuk hava yüzünden suyla haşır neşir olmak istemeyen yüzüme saygı gösterip küçük su damlalarıyla çapaklarımı temizledim. Banyodan mutfağa doğru yürürken telefonunun kapalı olduğu yine aklıma geldi, sanki aklımdan çıkmış gibi. Yalanı ortaya çıktığı anda  kıvırabilmek için kafasından milyonlarca yalan daha  geçen biri gibi ben de onun ne yaptığını düşündüm. Dün gece aslında ona iltifat bile etmiştim. Tabii o bunu pek anlamamış olacak ki, ''Sen o kızdan bile güzelsin.'' lafına tepki vermemişti. Bir kelimenin -özellikle biraz önceki cümlede bile kelimesi- insanın hayatına değiştirebileceğine inancım artarken kapı çaldı. Acaba D. bana sürpriz mi yaptı diye saçlarımı düzeltip koridoru hızla geçerken ona karşı takınacağım umursamaz tavrı düşündüm. İlk başta soğuk davranacak, yeni tanışan iki insanın sessizliğine benzer bir ortam yaratacak ama sonunda o dayanamayıp boynuma sarılacaktı. Tüm sorunlar ne çabuk halloluyordu. Bomboş evime hırsız gireceği düşüncesiyle kapattığım demiri çevirip uğruna çoğu zaman maç izlemekten vazgeçtiğim -derbi maçlar hariç, kusura bakmasın- hayatımın anlamına kapıyı açtım. Ama hayatımın anlamında küçük bir sorun vardı. Dün gece D'den daha çirkin olduğunu iddia ettiğim M. birdenbire kapıda belirmişti. Ama nedense dün gecenin aksine gözüme hiç de çirkin gözükmüyordu. 


''Binaların duvarları çok ince ve ben dün D.'ye söylediklerinin hepsini duydum. Umutlarımı kırdın.'' diyeceğini düşünürken, ''Kaç aydır aidatı getirmiyorsunuz, üstelik çöpü de kapının önüne bırakıyorsunuz; fena kokuyor Turgay Bey'' dedi. Şikayetleri yüzünden değil ama samimiyetimizi bir kenara bırakıp adımın sonuna Bey'i getirdiği için ona çok kızdım. ''D. senden daha güzel'' dedim birden. Aptal aptal suratıma baktı, sonra sanırım gözü sağ kolumdaki reçel lekesine takıldı. Vişneleri sevmediğimi, sadece reçel'in sulu kısmını yediğimi belirtecektim ki M. merdivenleri inmeye başladı. Sabah sabah reçelin ardından yediğim bu fırçayla biraz olsun normal hayata dönerken aklıma önemli bir fikir geldi. D. evde olmadığına göre istediğim gibi banyo yapabilirdim. Suları her tarafa sıçratarak huzur içinde vücudumu ıslattıktan sonra üstüme lekesiz kıyafetlerden birini seçip kendimi dışarı attım. 


Otobüse biner binmez bir kez daha akbilimi doldurmayıp şöförünün fazladan para kazanmasına izin verdiğim için kendime küfrettim ve para bulur bulmaz bol miktarda akbil dolduracağıma dair kendime söz verdim. Boş bulduğum koltuğa oturur oturmaz uyuma numarası yapacaktım ama sonra nedense vazgeçtim. Bunu hemen hisseden bir sonraki duraktaki teyze ise otobüse binip hemen yanıbaşıma dikildi. İlk önce yorgun taklidi yaparak teyzeyi yıldırmaya çalıştıysam da o benden daha inatçı çıktı ve of uflu seslerle savaş baltalarını çıkardı. Ama pes etmeyecektim; geriye doğru yaslanarak uykumun olduğunu ona hissettirdim. Sırf beni yerimden kaldırmak için elindeki poşeti yere koymayan 1. Dünya Savaşı'nın kaderini değiştirebilecek teyze elindeki kıvırcıklarla bana mesaj veriyordu. Ara sıra çalışan vicdanım ise mesajı almakta gecikmedi. Bir tarafım ''kalk, yer ver.'' derken diğer tarafım, ''10 dakikadır kalkmadın, artık zaman aşımı devreye girdi.'' diyordu. Hışımla kalkıp hemen düğmeye bastım. Aslında daha Kadıköy'e vardı ama inmemem teyzenin savaşı kazanması demekti. Bostancı Köprüsü'nde inerek zaferimi taçlandırdım. 


Hedefine ulaşamasa da mutlu olmayı başaran az sayıdaki insandan biri olmaya çalışarak kendimi birayla ödüllendirmek için Kale'ye doğru ilerledim. Madem D. beni görmek istemiyordu ben de erkek erkeğe içebilecek bir yere gidip dünyadaki tüm kadınların ne kadar anlaşılmaz olduğundan, ne yaparsak yapalım onlara yaranamayacağımızdan bahsedebilirdim. Aslında 8. birayı içmeseydim bu konuyu 1 saate kadar tanımadığım sakallı amcaya daha düzgün bir şekilde anlatabilirdim ama Ruksin amca yine de beni anladı. Benim ise onunla ilgili doğru hatırladığım tek şey herhalde ismiydi. Her Türk erkeğinin yetenekli olduğu içki konusunda kendimi geliştirip eve dönme çabası içinde yine otobüse bindim. Aynı senaryo tekrarlandı ancak bu kez kokum yüzünden şöföre öfkeli gözlerle bakamadım. 8 birayı hızla içtikten sonra yürüyerek eve dönme fikri kulağıma pek hoş gelmiyordu çünkü. Otobüsün en arkasına geçtim. 5 liseli genç yanlarındaki 3 kıza inceden inceden laf atıyor, tanışmak için evlenme programlarında yapılan şebekliklerin üzerinde bir hüner sergiliyordu. Onlara, ''Gençler, tanıştıktan sonra iyi ama bir süre sonra telefonlarını bile açmaz bunlar. İyisi mi yol yakınken vazgeçin.'' demek istedim. Cümleyi kuracağıma inancım olmadığından mı yoksa her zamanki gibi ciddiye alınmayacağımdan mı bilinmez vazgeçtim. 


Otobüsten inip Burhan amcaya uğradım. 4 birayı sarıp sarmalayan mahallemizin alkolvereni oğluna gitar dersi vereceğime dair  benden 387. kez söz aldıktan sonra gitmeme izin verdi. Merdivenlerden çıkarken M.'nin karşıma çıkıp bir baba misali, ''Hem aidatı vermiyorsun hem sürekli içiyorsun.'' diye bana fırça atacağına dair hayaller kurdum. Sonra D.'den önce M.'yi hayal ettiğim için birden kendime kızdım; onu bu şekilde aldattığım için geldiğinde D.'nin ayaklarına kapanıp ondan özür dilemeye karar verdim. Üstelik bonus olarak da istediği zaman telefonunu kapatabileceğini söyleyecektim. Toplasan en fazla 4 tane olacak cebimde anahtarları zar zor bulduktan sonra kapıyı açtım. Ayakkabımın arkasına diğer ayağımın ucuyla basıp iğrenç kokulu ve delik çorabımı gördükten sonra salona girdim. Yarısını uzun süredir görmediğim, birkaçını da umursamadığım arkadaşlarım hep bir ağızdan hepimizin hayatında bir kez birilerine söylediği, ''İyi ki doğdun ....'' şarkısını söylüyordu. Sadece gülümseyebildim. D. yanıma yaklaştı; beni öpüp,  ''Nice yıllara aşkım, iyi ki doğdun.'' dedi. 


Onu kendime doğru çektim ve kulağına, ''Senin telefonun niye kapalı?'' diyebildim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder