30 Mayıs 2011 Pazartesi
28 Mayıs 2011 Cumartesi
23 Mayıs 2011 Pazartesi
Udinese 0 - 0 Milan
Milan için Pirlo'ya veda maçıydı bu mücadele. Udinese açısından ise önemi büyüktü. Alınacak 1 puan onları Şampiyonlar Ligi'ne taşıyacaktı ve taşıdı da. Di Natalie'nin 1 penaltı vuruşundan yararlanamadığı mücadele golsüz sona erdi ancak bu sonuç ev sahibi ekibe yaradı. Di Natalie de sezonu gol kralı olarak tamamladı.
17 Mayıs 2011 Salı
15 Mayıs 2011 Pazar
Liverpool 0 - 2 Tottenham Hotspur
Kenny Dalglish'in gelişiyle müthiş bir hava yakalayan Liverpool aldığı iyi sonuçların ardından sahasında Premier Lig'de kötü giden Tottenham Hotspur'ı ağırladı. 3 maçtır evinde gol yemeyen Liverpool maçın başında Van der Vaart'ın ayağından yediği golle geriye düşerken ikinci yarıda Modric penaltıdan skoru 2-0'a getirdi ve kırmızılar sahadan puansız ayrıldı.
Chelsea 2 - 2 Newcastle United
Şampiyonluğu Manchester United'a kaptıran Chelsea Stamford Bridge'deki son maçında Newcastle United'ı ağırladı. Yeni formalarıyla taraftarının karşısına çıkan Chelsea oyuna istekli başladı ve maçın başında Ivanovic'le golü buldu. Ancak Newcastle United'ın Ryan Taylor'la kullandığı serbest vuruşta Gutierrez topu filelerle buluşturunca skora denge geldi.
İlk yarıda Chelsea'de dikkat çeken en önemli isim 1993 doğumlu Mceachran oldu. 45 dakika boyunca etkili bir futbol sergileyen genç yetenek verdiği etkileyici paslarla da dikkatleri çekti. İkinci yarıda Chelsea, Newcastle United kalesine yüklenirken çok fazla fırsat bulamadı. Ancelotti 3 oyuncu değişikliğini aynı anda yapıp sahaya Drogba, Malouda ve Essien'i sürdü. Baskıya devam eden Londra ekibi son dakikalarda Alex'in kafasıyla 2-1 öne geçti. Ancelotti'nin ekibi seyircisine 3 puanı armağan edecek derken son dakikalarda sahneye çıkan Steven Taylor bir kez daha skora dengeyi getirdi. Böylece St. James' Park'ta 1-1 biten maçın ardından takımlar Stamford Bridge'de yenişememiş oldu.
14 Mayıs 2011 Cumartesi
11 Mayıs 2011 Çarşamba
Peki O Şimdi Nerede? - Erhan Namlı
1974’de Ankara’da doğan oyuncu 1993 yılında, yıllar sonra yolunun tekrar kesişeceği Adana Demirspor’da profesyonel futbol yaşantısına başlar. Takımı 2.lige yükselirken Erhan Namlı da Türkiye’de gezgin futbolcular arasında yerini almasını sağlayacak transferlerinden ilkini gerçekleştirir. Canavarıyla bir dönem gündemden düşmeyen Van’a doğru yol alan Erhan, daha sonra Denizli ve Gaziantep formaları giyer. Gaziantepspor’da gösterdiği çıkışının ardından Trabzonspor’a transfer olan oyuncu buradan da İstanbul’un yolunu tutup Galatasaray forması giymeye başlar. Transferinin hemen ardından “Futbol hayatımda ligde şampiyonluk hiç yaşamadım. İnşallah Galatasaray’da bu özlemim sona erer. Her yönüyle mükemmel bir camiaya geldim.” diyen 34 yaşındaki oyuncu, “Bana da mutlaka ilk 11’de forma giyme şansı gelecek, ben de bunu en iyi biçimde değerlendireceğim ve formayı sırtımdan çıkarmayacağım.” diyerek kendine olan güvenini ortaya koyar. Ama işler Erhan’ın beklediği gibi gitmez ve devre arasında Çaykur Rizespor’a kiralanır. Daha sonra Elazığ, Gaziantepspor, Karşıyaka, Eskişehir, Bolu ve Şanlıurfa formaları giyen oyuncu futbola başladığı Adana Demirspor’a geri döner. Burada futbola başladığı zamanlardaki gibi yine başarılı bir çizgi yakalayan Erhan Namlı, takımıyla Türkiye Kupasında çeyrek finale kadar yükselir.
Boluspor’da forma giydiği yıllarda teknik direktörü İsmail Taviş tarafından örnek oyuncu olarak gösterilen tecrübeli oyuncu için “Eğer ben 20 yaşında bir oyuncu olsam, her şeyi ile Erhan Namlı'yı örnek alırdım. Çünkü Erhan özel yaşantısıyla, futboluyla ve disipliniyle örnek alınacak bir futbolcu.” diyen Taviş, takımında lider oyuncu olarak Erhan’ı gösterir.
“Hiç yaşamadım” dediği şampiyonluğu Eskişehirspor formasıyla Ekstra Play-off’larda yaşayan oyuncu final maçında da bir gol atarak hayalini kurduğu başarı da büyük pay sahibi olur.
Yıllarca Sergen Yalçın için söylenen “Koşmasa da olur, iki pas atsın yeter” klişesi Çankırı’da Erhan Namlı için sık sık söylenen bir cümle olurken, daha sonra İstanbulspor’un yolunu tutan oyuncu şimdilerde Turgutluspor formasıyla futbol yaşantısına devam ediyor.
9 Mayıs 2011 Pazartesi
8 Mayıs 2011 Pazar
Genoa 2 - 1 Sampdoria
Derby Della Lanterna tek kelimeyle muhteşemdi. Genoa'nın ev sahibi olduğu mücadelede Sampdoria'nın mutlak 3 puana ihtiyacı vardı. Lecce'nin Napoli'yi devirmesiyle iyice karışan alt taraftan kurtulmak için ezeli rakibini mağlup etmek isteyen Sampdoria oyuna çok iyi başlamadı. Floro Flores'in 45+1'de attığı golle mücadelede 1-0 öne geçen Genoa ilk yarının son dakikalarında gelen bu golle rakibinin de moralini bozdu. Zaman zaman tansiyonun yükseldiği maçta Sampdoria beraberlik golünü Pozzi ile buldu. Kaptan Palombo'nun şutunda Portekizli kaleci Eduardo topu sektirince Pozzi bu fırsatı değerlendirdi ve skora denge geldi.
Maçın son bölümlerinde Sampdoria 3 puan için Genoa kalesine yüklendi ancak bir türlü golü bulamadı. 90+7'de sahneye çıkan Boselli güzel bir gol atarak takımına 2-1'lik galibiyeti getirdi ve Sampdoria'yı ateşin içine attı. Müthiş derbide gülen Genoa olurken İtalya Serie A'nın bitimine 2 hafta kala Sampdoria kendini iyice tehlikeye attı.
7 Mayıs 2011 Cumartesi
Roma 0 - 0 Milan
Maçı Bülent Timurlenk ile birlikte anlattık. Roma, Şampiyonlar Ligi için kazanmak isterken Milan'a şampiyonluk için beraberlik yetiyordu. Kontrollü oynayan Allegri'nin ekibi özellikle ilk yarıda rakibinin üstüne pek gitmedi. İkinci yarıda daha iyi oynasalar da golü bulamadılar ancak 0-0'lık sonuç onlara 2003-2004 sezonunun ardından 18. şampiyonluğu getirdi. Maçın bitiş düdüğüyle birlikte Roma Olimpiyat Stadı'nda müthiş görüntüler oluştu. Seedorf'tan, Nesta'ya, Pato'dan Galliani'ye herkes şampiyonluğu doyasıya kutladı. Jose Mourinho'nun ardından bekleneni veremeyen Inter, sezonun hayal kırıklığı olan Juventus ve yarışı son ana kadar sürdüremeyen Napoli'nin önünde Milan hakettiği şampiyonluğa ulaşmış oldu.
5 Mayıs 2011 Perşembe
29 Haziran 1986 - Arjantin - Almanya
Mexico City, Azteka Stadı tarihi günlerinden birini yaşıyordu. 1982 Dünya kupasında final oynayıp kaybeden Almanya ile o turnuvada 2. turda elenen Arjantin kupayı almak için karşılaşacaktı. Almanya yarı final maçında Tiganalı, Platinili Fransa’yı 2-0’la geçerken, Arjantin, Gerets, Pfaff ve Scifo’yu da kadrosunda barındıran turnuvanın sürpriz takımı Belçika’yı Maradona’nın 2 golüyle mağlup ediyordu. Aslında bu maçtan çok herkesin aklı süper bücürün İngiltere’ye eliyle attığı goldeydi. Yıldız oyuncu tıpkı Belçika maçında olduğu gibi İngilizlerin kalesine de 2 gol bırakmış ve Arjantin’in tur atlamasını sağlamıştı. Zaten birçok eleştirmen Almanya’nın finali Arjantin’le değil Maradona’yla oynayacağını söylüyordu.
Brezilyalı hakem Arppi Filho’nun başlama düdüğüyle heyecan başladı. Maçın 22. dakikasında yapılan ortaya Schumacher müdahale edemeyince Jose Luis Brown kafayla topu ağlara gönderiyor ve Arjantin’i 1–0 öne geçiriyordu. Herkes Maradona’dan gol beklerken umulmayan bir isim Almanya ağlarını havalandırmıştı. İlk yarı bu skorla sona eriyor, Almanya umutlarını ikinci yarıya saklıyordu. Üçüncü başlama vuruşunun ardından 10 dakika geçtiğinde ise Maradona sahneye çıkıyor, golle sonuçlanan atağın başlangıcında pası veren isim oluyordu. Topu ağlara gönderen isim Jorge Valdano’ydu. Arjantin iyice rahatlamıştı, kupa yavaş yavaş onlara doğru geliyordu. Ama bir önceki Dünya Kupası'nı da finalde kaybeden Almanya’nın pes etmeye niyeti yoktu, Arjantin kalesine yüklenmeye başladılar. Önce 72. dakikada Rummenigge’yle farkı 1’e indiriyor, bu golden 8 dakika sonra ise Rudi Voller’in kafa golüyle beraberliği yakalıyorlardı. İşler bir anda tersine dönmüştü. Maç uzatmaya gidecek gibiydi ama sahada biri böyle düşünmüyordu.
Maradona bu maça da damgasını vuruyor, Jorge Burruchaga’ya muhteşem bir asist yapıyordu. Burruchaga bu ikramı geri çevirmiyor, attığı güzel golle kupayı Arjantin’e getiriyordu. Maçın bitmesine 7 dakika kalmıştı ve skor 3-2’ydi. Bir önceki finalde 3 gol yiyerek kupayı elinden kaçıran Almanya bir kez daha 3 gol yiyor ve kupaya yine uzanamıyordu. Turnuvanın gol kralı 6 golle İngiliz Lineker oluyor, Maradona ise 5 golle onun arkasında kalıyordu. Ama yaptıklarıyla şüphesiz turnuvanın yıldızı olmuştu. Arjantin ise toplamda 7 maçta 6 galibiyet ve 1 beraberlik alarak 2. kez Dünya kupasının sahibi oluyordu.
14 Şubat 1999 - Fenerbahçe - Adanaspor
Fenerbahçe'de Aziz Yıldırım devrinin başlamasının 1. yıldönümünden bir gün önce, sarı lacivertli ekibin ligdeki rakibi Güney temsilcisi Adanaspor'du. Ligde 20. haftaya girilirken averajla Beşiktaş'ın önünde lider olan sarı lacivertli ekip 8 maç üstüste kazanmış ve Adanaspor maçının da kazanılması halinde, 1982 yılında Stankovic yönetiminde 9 maçlık üstüste galibiyet rekoruna ulaşmış olacaktı.
Fenerbahçe formasını 99. kez giyecek olan Tayfun maçtan bir kaç gün önceki bir röportajında, ''Şu anda tek hedefimiz şampiyonluk. Şampiyon olmak zorundayız. Eğer başaramazsak çok üzüleceğiz. Bu şart bize büyük baskı getiriyor.'' demiş ve takımın iyi giden performansına rağmen üzerlerindeki baskıyı böyle açıklamıştı. Metin Tokat'ın başlama düdüğüyle beraber bir spiker klişesi gerçeğe dönüşüyor, Kadıköy'de goller yağmur gibi geliyordu. 3. dakikada ilk golü atan Moldovan, 39. dakikada takımını 2-0 öne geçiriyor, Juventus'tan transfer edilen Dimas ise 45. dakikada 3. golü atarak takımını iyice
rahatlatıyordu.
İkinci yarıda da sahada farklı olan bir şey yoktu. Cenk İşler, Altan Aksoy ve eski takımına karşı mücadele eden Oğuz Çetin'le sahada bir varlık gösteremeyen Adanaspor karşısında Mosheu ve Moldovan taraftarlarına bir kez daha gol sevinci yaşatıyor, kapanışı Fenerbahçe formasıyla ilk golünü atan Sergen Yalçın yapıyordu. Maçtan 1 gün önce ’’Yalnızca 2,5 kg fazlam var, bu da normal. 45 dakika oynayabilirim.’’ diyen solak yıldız 75. dakikada oyuna girip, 1 dakika sonra sarı lacivertli formayla golünü atıyor, bu gollü galibiyetle de Fenerbahçe gazetelere ''Fenerbahçe'den sevgililer günü hediyesi'' manşeti atma imkanı veriyordu.
Fenerbahçe'den ayrılan teknik adamların değerlerinin sonradan anlaşıldığına bir örnek teşkil eden Teknik Direktör Löw, "İyi oynadık, farklı kazandık. Futbolcularım verdiğim görevleri çok iyi bir şekilde yerine getirdiler. Hepsiyle övünüyorum. Ancak hemen bu galibiyeti unutmalı, sonraki haftalara bakmalıyız. Çünkü lig devam ediyor." demişti. Ama oyuncular Löw'ün bu çağrısına kulak vermemiş olacak ki daha sonra oynanan 3 karşılaşmada da
galip gelemediler. En son 1989-1990 sezonunda yendiği Gençlerbirliği'ni 9 senenin ardından mağlup eden sarı lacivertli ekip Adanaspor galibiyetiyle de 9 maçlık rekoru egale ediyordu. Ama o sezon Avrupa'da, daha sonra UEFA şampiyonu olacak Parma'ya elenen Fenerbahçe şampiyonluk mücadelesinde de Galatasaray'ın 6 puan gerisinde ligi 3. sırada tamamlayacak ve pek başarılı bir sezon geçirmeyecekti. Adanaspor ise Sakaryaspor'un 3 puan önünde ligde tutunacak ve buradaki macerasına bir sezon daha devam ediyordu.
2 Mayıs 2011 Pazartesi
1 Mayıs 2011 Pazar
Bari 2 - 3 Roma
5 gol, 3 kırmızı kart, 2 direkten dönen top ve son dakikalarda gelen gol. Gerçekten harika bir maçtı. İtalya Serie A'ya veda eden Bari, Roma karşısında müthiş oynadı. Son dakikalara kadar nefes kesen karşılaşmayı Rosi'nin son dakika golüyle kazanan Roma Şampiyonlar Ligi umutlarını korudu. Ama yine de akılda Bari'nin güzel futbolu kaldı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















